19 Aralık 2011 Pazartesi

NİÇİN ÖĞRENİYORUZ?

İnsanoğlu taşıdığı özellikler itibariyle oldukça donanımlı bir varlıktır. Aklı sayesinde yeryüzüne biçim verebilir, nesne üretebilir, düşünce üretebilir bir varlıktır insanoğlu. İrade sahibi varlık olarak insan, bir işleyişi değiştirebilir, onarabilir veya tam tersi kusursuzca işleyen bir düzeneği bozabilir. Yani insan yetkileri olan bir varlıktır. En güzel suret ve imkânlarla “özel” kılınmış bir varlıktır insan.
İnsanoğlunun tekâmül edebilen bir varlık olması eğitim diye bir kavramı da beraberinde getirmiştir. Yaratılmışların en şereflisi olmak insanın ulaşabileceği tavanı ise hayvanlardan daha aşağı düşebilmesi de onun en aşağılık halidir. Demek ki insan yükselmekle-alçalmak arasında değişkenlik gösteren bir aralıkta yaratılmıştır. İşte eğitim insanın yükselme-olgunlaşma halini güçlendirme, hızlandırma sürecidir.
İnsan bu süreçte iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini ayırt etme yeteneği kazanır. Bu eylemi en iyi, en verimli gerçekleştiren bireyler veya toplumlar yüksek kültüre ulaşır, yüksek bir medeniyet kurarlar. Bunu başarmış toplumlar, başka milletlere göre bir adım öne geçer ve diğer milletleri etkisi altına alma becerisi gösterirler. Eğitim yoluyla öne geçmiş medeniyetlerin başkalarına öykünme diye bir dertleri olmaz, onlar ancak başkaları tarafından öykünülen, taklit edilen ve peşinden gidilen öncülere dönüşürler. Çünkü nitelikli bireylerden yani doğru ve güzel adına eğitilmiş bireylerin oluşturduğu toplumların huzur düzeyleri oldukça yüksektir. Bu toplumlarda hukuk, barış, düzen, adalet, başkalarına saygı algısı üst düzeydedir. İnsanın maddi ve manevi değerinin bilindiği toplum bu tekâmülü göstermiş toplumdur.
Bilmek, öğrenmek sorumluluğu beraberinde getirir. Bizim kültürümüzde bildiğiyle amel etmek diye bir tabir vardır. Yani eğitimini alıp öğrendiğin şeyi uygulayacaksın. Yoksa kendi değerini düşürürsün. Dürüstlüğün iyi bir şey olduğunu öğrenmişsen dürüst olmakla sorumlusun. Temiz olmanın, güler yüzlü olmanın bir erdem olduğunu öğrenmişsen bunu uygulamakla mükellefsin. Başkalarının iyiliğini istemenin kaliteli bir insani hal olduğunu öğrenmişsen sende bunu yaşantınla göstereceksin. Yani öğrenmek ve bilmek yeni sorumluluklar altına girmek demekmiş. Aksi takdirde bilgi yüklü aptallar olmaktan öteye geçemeyiz.
Sizler Türk gençleri olarak bugün her türlü bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. O halde problemimiz nerede? Problemimiz öğrendiklerimiz üzerinden bir hayat üretmede zorlanmamızda. Kendine güvenen, komplekslerini yenmiş, ideal sahibi, ideali doğrultusunda fedakârlıktan kaçınmayan, kendisiyle yani geçmişiyle barışık olmak… İşte bu saydıklarımız bizim yeniden yıldızı parlayan bir millet olmamızın anahtarlarıdır.
Bireysel ve toplumsal değerimizin artması zihinsel kirlilikten kurtulmamıza bağlıdır. Bunun yolu da doğruyu ve yanlışı ayırt edebilen bir düşünme biçimi geliştirmemize bağlıdır. Peki, bunu nasıl sağlarız?
İnsanlığın çilesini topyekûn çekmiş büyük şahsiyetlerin açtığı yolda bıraktıkları izleri takip ederek… Yani hangi milletten olursa olsun hakikati arayarak ömrünü bu uğurda harcamış ve yazdıklarıyla, yaptıklarıyla işaret bırakmış öncüleri samimiyetle anlamaya, kavramaya çalışmalıyız. İnsanlar ya daracık dünyalar kurup onun içinde mahkûm olacaklar ya da kendilerini özel hissedip büyük düşlerin peşine düşenlerin açtığı yolu takip edecekler.
Tüm bu konuştuklarımızın mümkün olduğunu kimliğimiz dediğimiz tarihimizden devşirebilirsiniz. Popüler kültürün sığ kıyılarından kendini daha derinlikli ideallerin takipçisi kılmalısın. Bunun için eğilmelisin. Bunun için eğitim imkânlarını sonuna dek değerlendirmelisin. Türk milletinin evladı olarak hiçbir konuda ümitsizlik sana yakışmaz. Biz millet olarak ümide sımsıkı sarıldığımız için bu toprakları kendimize yeniden vatan kılmadık mı? İstersek bu ülkeyi gıpta ile bakılan bir kültür ve medeniyete yeniden ulaştırabiliriz. Yeter ki sen özündeki cevheri yeniden keşfet.

0 yorum:

Yorum Gönder