12 Temmuz 2010 Pazartesi

ŞEHİRDEN KESİTLER


Ezanı bekleyen ihtiyar,titrek dudaklarıyla yanındaki arkadaşına oğullarından, gelinlerinden, dert yanıyor.Hayat arkadaşını yitirdikten sonra hiç kimsenin yanına sığmadığını anlatıyor.Bir tas çorbanın, bir bardak çayın asık suratların elinde nasıl zehre dönüştüğünü, kendilerinin sanki yaşlanmayacakmış gibi duruşlarını, “ölse de kurtulsak” anlamında ki tavırlarını paylaşıyor,kendisiyle aynı sıkıntılardan muzdarip derttaşına.Her şeye rağmen beddua etmiyor onlar için.”Allah ıslah etsin,acılarını göstermesin” diyor gözlerini yere dikerken ihtiyar.
Dükkanın kepengini kaldıran orta yaşlı Ali Usta’nın yüzünde de bir burukluk var.Belli ki kahvaltı yapmadan çıkmış evinden.Çay ocağından megafonla bir çay istiyor donuk sesiyle.Akşamdan oğlunun ağzından çıkan o son cümle beyninin duvarlarına sabaha dek çarpıp durmuş belli ki.”Beni dünyaya getirdiyseniz istediğim harçlığı cebime koyacaksınız”deyip kapıyı çarpmak…Nerede hata yaptık ki? Diye bir kez daha sordu kendine Ali Usta.Eli sigara paketine doğru giderken içinden Allah ıslah etsin diye geçirdi.
Hüseyin Bey’in ve eşi Esin Hanım’ın da bu sabah yüzleri bir karış.Gergin tavırlarla önce çocuklarını kreşe yetiştirecekler.Sonra Hüseyin Bey eşini,öğretmenlik yaptığı okuluna bırakacak,oradan da şube müdürlüğü makamına geçecek.Hüseyin Bey’in işindeki başarısı,saygınlığı bir türlü evinde karşısına çıkmıyor.Her akşam olmadık gerekçelerle evde tartışma çıkıyor.Esin Hanım’ım saç renginden,Hüseyin Bey’in seyrettiği tartışma programına,çocuğun çişini kaçırdığı kanepeyi kimin silmesi gerektiği gibi daha neler neler…Dünkü konu ise Esin Hanım’ın öğretmen arkadaşı Yasemin Hanım’ın okula özel arabayla gelmesi.”Benim Yasemin’den ne eksiğim var,hemen kredi çekiyoruz bana da araba alıyoruz.”Hüseyin Bey ‘in “Ne gereği var “ itirazı üzerine kıyamet kopuyor.Sitenin bahçıvanı gülleri budarken bu iki genç karı kocanın ve oradaki sabinin hallerine bakıp “Allah sizi ıslah etsin emi” diyor belli belirsiz.
Bir anneyle kızın tartışmaları apartman koridorlarında yankılanıyor.”Kızım sen ne yapıyorsun,şu kıyafetle sokağa çıkılır mı? O kadar çirkin bakışa nasıl tahammül edeceksin,utanmayacak mısın? Allah’tan korkmayacak mısın? “Kızının cevabı gecikmiyor:”Ne diyorsun sen anne.Devir değişti. Gözünü aç da etrafına bir bak.Namus,ahlak kıyafetle ölçülmez.Yeter ki kalbin temiz olsun.”Gözleri dolan annenin akşam okuduğu hadis gönlündeki sızıyı iyice artırmıştı.Diyordu ki Hz. Muhammed “Vücudunu teşhir eden kadın cennete giremez.”
Anne tüm çaresizliği ile “Yavrum Allah seni ıslah etsin” Diyor gözlerinden yaşlar süzülürken.

SON FIRSAT


Efendim,
Nazarını kaçırma benden, önce bak , sonra tebessüm et ve dokun.Ben, kervan göçerken, ürettiğim oyuncakların çukurundan çıkamayabilirim.Tökezlemeye meyyal ayaklarım dolaşabilir,ayaklarımın üzerinde duramayabilirim.Ben kurda kuşa yem olabilirim.İlk atam Âdem’den kalma zaafım beni bir ağacın altında sancılarla tutabilir,kervan tepeleri aşarken, ben oracıkta, kaçırılmış fırsatın çukurunda, perişan olabilirim.Efendim, bırakma elimi, çekme nazarını üzerimden.
Ben birçok fırsatı kaçırmış biriyim.Bundan dolayı endişeliyim.Tufan önceden haber verildiğinde, Nuh gemisini inşa ederken, dağları yutacak kadar yağmur yağacağı söylendiğinde “Böyle bir yağmur ne görülmüş ne duyulmuş” diyen akıl-tecrübe tanrısının ruhumda açtığı çatlak alabora olmamın resmiydi.İsa’nın annesi Meryem’e iftira atan da bendim.Benim çoğulcu kafam, İsa’nın peşine düşmüş on iki havariyi “Bu kadar insan, gerçeği göremiyor, siz on iki kişi görüyorsunuz öyle mi?” diyecek kadar sayıların ardına düşebilir.Eyüp peygamberin iskeleti üzerinden etleri lime lime dökülürken onun dilinden sadır olan sözlere değil de tenine takılıp kalan yine bendim.Sabrın ulaştırdığı esenlik zamanlarını kaçıran da ben oldum.Ben, tepenin ardındakini kestiremeyecek kadar ufuksuz, gece sokağa çıkamayacak kadar korkak, sonsuzluğu kazanmak adına, kendisinin olmayan birikimini ortaya koyamayacak kadar müflis bir tüccarım.Ben, tanıştığı her nesneye sermayesinin bir kısmını kaptıran bir zavallıyım.
Efendim,
Ben yüz üstü düşmüş,rezil bir haldeyken,müşfik ellerinle beni tuttun ve kaldırdın.Tüm mazlumlar senden cesaret buldu.Yaralı ruhlara şifa oldun.Dünya dipsiz bir kuyu olmaktan çıkıp bir fırsat bahçesine döndü.Senin eteğine tutunabilmişken muhabbetini ,şefaatini bizden esirgeme.Sen bizim son fırsatımızsın,rehberimizsin.