20 Mayıs 2010 Perşembe
ELİMDEN TUTULUR MU?
Aynaya bakıyorum. Bakışlarımdaki solgunluğu onaracak bir merhem olabileceğine asla inancım yok. Geride bırakılmış 44 yılın tortusu dünyanın neme nem bir şey olduğunun resminden başka ne ki? Dünyaya büyük bir iştiha ile hücum, beklide kendi gerçeğini örtmeye çalışmanın ta kendisi. Dünya bizden eksilttikçe ona saldırıyor, sonunda da yenik düşüyoruz. Onun, yani dünyanın ilkelerine göre savaştığımız için yüzümüz hep ona dönük. Hep ilke koyucunun hareketini takip ediyoruz. Sonunda ona benziyor, aşağı yerin aşağılık nesnelerine dönüşüyoruz. Ünsiyetimizi kendimizle değil, dünya ile tecessüm ettiriyoruz. Karşımıza bir ucube çıkıyor o zaman. İçiyle ve dışıyla ahengini sağlayamamış, ağlanacak halini bir böbürlenme meselesi sayacak, ahmakça bir yolun takipçisi oluyoruz. Dünya hayatı bir rüyadan başka bir şey değilse sahiplendiklerimiz oyun ve oyalamacadan başka bir şey değil ise yüzümüzün bu kesafette dünyaya dönük olmasını nasıl izah edebiliriz? Sanırım başa dönüp burasının, yani dünyanın bir rüya âlemi olduğunun bizim için bir gerçeklik olup olmadığını belirginleştirmeye yoğunlaşmak gerekiyor. Önümüzde ne var ne yok hepsini ezip geçerek saldırdığımız şeyin gerçekten bir oyalanma aracı olduğunu ölümün nefesini ensemizde hissettiğimizde anlıyoruz çoğu zaman. Dünya nimetlerinin sadece insan oluşu temin edebilecek kadarını sahiplenenlere herhalde bilge ya da veli diyoruz. Bundan ötesini elinin tersiyle itebilecek idrak derecesine ne kadar erken yaşta ulaşırsa insan, başkalarına o kadar hayat verme şansına sahip oluyor. Yani ne kadar erken “veren el” olabiliyorsan cömert olarak yaşama sürecin uzuyor. “Alan el”in de “veren el” konumuna yükselmesi için bir bilgenin veren eliyle teması gerekiyor. “Veren el, alan elden üstündür.” İlkesi bir sınıf meselesi değildir. Yani veren elin böbürleneceği bir konum değildir. Bunu da sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması ilkesinden anlıyoruz. Başkalarının bilmediği cömertliğin karşılığı, dünyalı değildir. Doğrudan Yaratıcı’yla teması istemektir yaptığınız iyiliği saklamak. Cebindekini esir almak, dünyadan bağımsızlığını ilan etmektir. Gücün, konforun, hazzın işgali altındaki insanlığın önce kanaati, sonra fedakârlığı yeniden tefekkür etmesi gerekiyor. Çünkü tefekkürden doğuyor merhamet. Niçin mi? Bize de merhamet edilsin diye…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)