
16 Ocak 2010 günü TRT’ de bir belgesel izliyorum. Batı Avrupa ülkelerinden ülkeme göç edip yerleşmiş yabancıları ve yurt dışında yaşamaya çalışan Türkleri anlatıyor bu program. Programı seyrederken keyfim kaçıyor, geriliyorum. Fethiyeli, Didimli, Alanyalı bacım, kardeşim “ Buralarda örf âdet bitti” diyor. “Yerlileri bastırdılar” diyor. Yabancılara bağını, bahçesini, evini satanlar yaptıkları hataya eyvah dercesine şimdi onların yanlarında işçi olarak çalıştıklarını anlatıyorlar. Dehşet verici bir hal!
Avrupa’nın, şuurunu diri tutan ülkelerinin topraklarını satmadıklarını, sadece toprak üzerindeki mülkün kullanımını belli bir süre için yabancılara verdiklerini öğreniyorum. Eyvah ki eyvah! Benim üstüne tir tir titremem gereken vatan toprağımı tapusuyla, para kazanma hırsıyla yabancılara hem de ezeli düşmanlarıma satma kararını alanlara ve uygulayanlara yazıklar olsun diyorum.
İspanya yabancıya (ki aynı dinin ve kültürün mensupları) mülk satarken Türkiye’deki fiyatın en az beş katı fiyat biçiyormuş. İspanyolların mı feraseti tıkanmış yoksa ben mi dehşet verici bir ahmaklığın içindeyim? Namusla eşdeğer tuttuğum vatan toprağını üç kuruşa nasıl satarım daha düne kadar beni toptan yok etmeye çalışanlara? Yoksa düşman bildiklerim kalplerini değiştirdiler de benim mi haberim olmadı? Gâvurdan esirgeyip kıskandığım düşünme biçimim de mi yanlışlık var yoksa? Ben geri kafalı mı oldum? Dün ardına bakmadan kaçanların bugün emekli paralarıyla vatanımın en güzel köşelerinde cennet hayatı yaşamaları açık söyleyeyim çok zoruma gidiyor. Programda bir vatandaşın “ Gelsinler; gezip, görüp, gitsinler” derken yüzündeki endişeyi görüyor ekran karşısında kaygılarına ortak oluyorum.
Bu yabancılar programdan öğrendiğime göre kendilerini dışarı açmıyor, dışa kapalı siteler, mahalleler oluşturuyorlarmış. Yerleşim yerleri ikiye bölünmüş. Tayin edici unsur ise yabancılarmış. Her şey onların ekonomisine, sosyolojisine ayarlanmış, hayatı pahalılaştırmışlar. Yani benim vatandaşım edilgen, pasif. Fethiyeli, Didimli bir emlakçı mülkü Türk’e satmıyoruz İngiliz’e satıyoruz diyor. Bir İngiliz satın aldığı mekâna İngilizce olarak “Özel mülk girilmez.” yazısını yazmış. Almanlar, Danimarkalılar, Norveçliler Alanya’yı yurt tutmuş. İngilizler Didim ve Fethiye’yi.
Dün yabancılara ayarlanmış yurt köşelerini, bugün yabancılar ayarlıyor, çekip çeviriyor. Oraların yerlileri öz yurtlarında gariplik çekiyorlar. Bu topraklar ucuz emlak, ucuz toprak, ucuz tatil cenneti olacak karakterde değil. Bu işleyişe acilen dur denilmeli. Ayna programında yanılmıyorsam Sudan’da bir uçak bileti yerliye 100 dolar ise yabancıya 300 dolar idi. Bu toprakların üç beş dolar uğruna yolgeçen hanına dönüştürülmesi, bakir topraklarımızın çok yıldızlı otellerle, yabancıya satılacak emlak ile kirletilmesi, ezanların sesinin bastırılması anlamına gelmez mi?
Osmanlı bakiyesi eserlerimizin duvarlarının dibinde vatanın bağrına hançer gibi saplanmış, ne sarhoş kusmuğu, ne de bir gâvurun salyasını görmek istemiyoruz. Geldikleri gibi gitsinler. Bu topraklardaki minare tahakkümünü güçlendirecek düzenlemeleri beklemek hakkımız. Dolar ve avro aşkı bu toprakları yolgeçen hanı kılmamalı. İngiltere’de şoförlük yapan basit bir İngiliz bu toprakları parasıyla kendine yurt edinememeli. Böyle düşünmeyenler lütfen İstiklal Marşı’nın on kıtasını altını çize çize bir kez olsun okusun.
İngiliz’e sattığı arazide bugün işçi olarak çalışan Fethiyeli resmini kafanızdan asla çıkarmayın. Bu hal devam ederse; Türkiye’yi satan Türkler, eski yurtlarında ayak işlerinde çalışıyordu diye konuşacaklar ileride…
4 yorum: