Ağlamak dokunaklı bir sözcük. Gizemli ve asil. Ucuz ağlamaklarda bile bizi bir tarafımızdan yakalayan tanımsız bir el var. Âdem yaptığı anlamlı hatanın nihayetinde sevgiliden uzağa düşmenin ıstırabını, özlemini gözyaşlarıyla dile getirdi. Ferhat sevgili uğruna dağları delerken alnından akan ter gözyaşına karışıyordu. Yunusu divane yapıp gezdiren şey ağlamayı öğretmek amaçlı bir yolculuktu. Ya Mecnun? O bir ağlama abidesi. Ağlayarak erimek ve akmak sevgiliye doğru ve yok olmak aşk deryasında. Ya âlemlerin sevgilisi? Onu sevenler, onun uğrunda gözyaşı dökerken bilir miydik ki onun döktüğü inci taneleri adına toprak yeşerir, ona benzemek adına yağmurlar yağar, o ağladı diye hayat sudan fışkırır. O ağladı diye aşk anlam kazanır. Ve o ağladı diye merhamet kapıları ardına dek açıktır. O ağladı diye bütün masumlar dünyaya ağlayarak gelir. Bulut ağlar, pınar ağlar. Ve göz pınarı kurursa çatlar yüreğimiz kapkatı kesilir dünya, ardından ağlayanı da olmaz. “Kıyamet nedir?” sorusunun cevabını bulduk o zaman. Kıyamet gözyaşının bitmesidir. Bulut ağlamasa çiçek olur muydu? Çiçek buluta gülmese, bulut mutluluk gözyaşı döker miydi? Irmak başını taştan taşa vurup ağlamasa, deli divane olmasa deniz ona kucağını açar mıydı? Bebek ağlamasa anne merhamet gülücükleriyle onu bağrına basar mıydı? Ona gözyaşı olsun diye cennet ırmaklarını sunar mıydı? Bulut ağladı, ırmak ağladı, çiçek ve çocuk ağladı. Ve en sevgili ağladı. Cennetin kapısı gözyaşı kilidiyle açıldı. Ve cehennemin devasa alevleri gözyaşı deryasında boğuldu. Gözyaşı öyle bir şarkıydı ki bütün melekler onu söyleyenlere eşlik etti.
Gözyaşından önce yüreğimiz kabarır, kabına sığmaz ve taşmak ister, rahmet taşıyan yüklü bulutlar gibi. Çiçek şöleni olsun diye yüreğimizi şımartmışızdır artık. Gül çağrısına karşı hangi bülbül dayanabilir ki? Yeryüzünü sarsan gözyaşı koşusu başlamıştır. Yürek dinginleşip eriyene dek, gül en güzel renk armonisini yakalayana dek ve güneşin önü açılana dek ve kavuşana dek ağlamak ağlamak ağlamak ağlamak… Ağladıktan sonra tohum toprağa düşer, düşünmekle kabuk çatlar, doldukça toprak kabarır, gözyaşı pınarından sulanır fidanlar ve ilahi mesleği hasat eder ağlayanlar. Bu hasat merhamettir. Ancak ağlayanlar anlar bu hasadın mucizevî boyutunu. Tıpkı ay yarılması gibi konuşan çakıl taşları gibi.
Gülmek düşmandır ağlamaya. Ama hep gülmek diyoruz. Hava hep açık olsun diyenler rahmeti anlamayanlardır. Gözyaşı cennet, tebessüm cennet döşeği, kahkaha uçurum. Bu küçük gözyaşı gezintisine son noktayı bir damla gözyaşınızla siz koyun.
20 Aralık 2009 Pazar
17 Aralık 2009 Perşembe
Kadın mı Dediniz!
Erkek kadınla tamamlanır diye bir söz söylesem karşıdan ‘’O söz öyle söylenmez, kadın erkekle tamamlanır ‘’biçiminde itirazların onlarca kadınca seslendirildiğini duyar gibi oluyorum. Kadının merkeze alınıp erkeğin talileştirilmesi bu çağın dilidir. Bu ifade aynı zamanda dünyanın çivisinin çıktığı anlamına gelir. Benim derdim kadınlarla sonu olmayan bir çatışmanın –çekişmenin içine girmek değil. Girsem bile bu karşılaşmadan (savaş diyemiyorum )zafer ümidim yok. Tabanı olmayan bir konuda kadınlarla cedelleşmek gibi bir ahmaklığa ancak kadınlaşmış erkekler düşebilir. Dünyanın çivisinin gevşemesiyle, kadınların seslerinin erkeklerin sesine galebe çalması arasında doğrudan bir bağlantı var mıdır? Veya tarih boyunca kadınların sesinin çıkacağı alanların, tüm dünya uluslarınca sınırlandırılmasının felsefi-sosyolojik bir geri planı var mıdır? Cesur erkeklerin ve tarafsız düşünebilen kadınların bu sorulara eğilip makul cevaplar vermesini bekliyorum. En azından vicdani bir muhasebe yapmalarını
Hüseyin Su’nun Gülşefdeli Yemeni adlı öyküsü dönüp dolaşıp okuduğum öykülerdendir. Bu öyküde öne çıkan müstakbel gelin adayının halinden ve dilinden dökülen, döküldükçe kırıp parçalayan anlamların yaşadığımız dünyanın karakterini biçimlendirdiğini düşünüyorum. Orada tecessüm eden kadın düşüncesinin vahameti zaptetmiş köşe bucak dört yanımızı.
Allah’ın ‘’onlarda sükûn bulursunuz.’’ Dediği kadının nitelikleri nelerdir acaba? Güzelliğin en çok tecessüm ettiği varlık olarak kadın, elindeki bu imkânı karşı cinsine doğrultacağı bir silah olarak algılıyorsa biz erkekler siperlerimize çekilmeliyiz. Dişilik ve güzellik silahıyla kadının tarih boyunca fethetmediği neredeyse hiçbir kale kalmamıştır. Yusuf’un gömleğini tutan el karşısında’’Ben Allah’tan korkarım’’ diyebilecek sadece ve sadece peygamberlerdir. Demek ki tensel sükûnetin dışında toptan esenlik verecek kadın, dişilik ve güzellik kavramlarını kalkan olarak kullanan kadın değilmiş.
Tevazu kavramı kadınları yüceltmek için bekleyip dururken kadınlar ısrarla bu asil sözcükten uzak duruyorlar. Dünya nimetlerinin tam ortasında yer almak çokça onlardan faydalanıp bu konuda diğer kadınlardan daha üstün bir yerde olduklarını kanıtlamaya çalışarak geçiriyor kadınlar vakitlerini. Bu hırçın iştah karşısında erkeklerin rolü ise kadınlarına cephane yetiştirmek oluyor. Dünya ticaretinin patronları en çok kadınlara müteşekkir. Bu nedenle onları öne çıkarıp hiçbir zaman gündemden düşürmüyorlar. Kendini olduğundan daha büyük ve önemli gören kadın, silahlarını kuşanıp erkeğini sindiriyor, şımartılmış benliğini piyasanın dayattığı tüketme eylemiyle alışveriş merkezlerinde doyuruyor. Kadın doyup tükettikçe eskiyor ve genişliyor, yani silahlarını kaybediyor her hali paraya dönüştüren düzen, boş durmuyor tabi. Güzellik merkezleri, kozmetik, bitkisel ürünler, kilo verdiriciler, ilaçlar, tıbbi yöntemler…
Kaybedenlerse ne yazık ki yine erkekler.
Hüseyin Su’nun Gülşefdeli Yemeni adlı öyküsü dönüp dolaşıp okuduğum öykülerdendir. Bu öyküde öne çıkan müstakbel gelin adayının halinden ve dilinden dökülen, döküldükçe kırıp parçalayan anlamların yaşadığımız dünyanın karakterini biçimlendirdiğini düşünüyorum. Orada tecessüm eden kadın düşüncesinin vahameti zaptetmiş köşe bucak dört yanımızı.
Allah’ın ‘’onlarda sükûn bulursunuz.’’ Dediği kadının nitelikleri nelerdir acaba? Güzelliğin en çok tecessüm ettiği varlık olarak kadın, elindeki bu imkânı karşı cinsine doğrultacağı bir silah olarak algılıyorsa biz erkekler siperlerimize çekilmeliyiz. Dişilik ve güzellik silahıyla kadının tarih boyunca fethetmediği neredeyse hiçbir kale kalmamıştır. Yusuf’un gömleğini tutan el karşısında’’Ben Allah’tan korkarım’’ diyebilecek sadece ve sadece peygamberlerdir. Demek ki tensel sükûnetin dışında toptan esenlik verecek kadın, dişilik ve güzellik kavramlarını kalkan olarak kullanan kadın değilmiş.
Tevazu kavramı kadınları yüceltmek için bekleyip dururken kadınlar ısrarla bu asil sözcükten uzak duruyorlar. Dünya nimetlerinin tam ortasında yer almak çokça onlardan faydalanıp bu konuda diğer kadınlardan daha üstün bir yerde olduklarını kanıtlamaya çalışarak geçiriyor kadınlar vakitlerini. Bu hırçın iştah karşısında erkeklerin rolü ise kadınlarına cephane yetiştirmek oluyor. Dünya ticaretinin patronları en çok kadınlara müteşekkir. Bu nedenle onları öne çıkarıp hiçbir zaman gündemden düşürmüyorlar. Kendini olduğundan daha büyük ve önemli gören kadın, silahlarını kuşanıp erkeğini sindiriyor, şımartılmış benliğini piyasanın dayattığı tüketme eylemiyle alışveriş merkezlerinde doyuruyor. Kadın doyup tükettikçe eskiyor ve genişliyor, yani silahlarını kaybediyor her hali paraya dönüştüren düzen, boş durmuyor tabi. Güzellik merkezleri, kozmetik, bitkisel ürünler, kilo verdiriciler, ilaçlar, tıbbi yöntemler…
Kaybedenlerse ne yazık ki yine erkekler.
4 Aralık 2009 Cuma
BİZ ZALİMLER
Biz kafası karışıklarız. Yani “ Yoksulluğum övüncümdür.” Diyen peygamberin, dünyaya tamahta başa oynayan takipçileri…
Biz kafası karışıklarız. Ölümü göz ardı ederek, inşa ettiği piramidin son taşını koymaya çalışan firavunlar… Gösterişli kabir meraklıları…
Biz Musa’yı Tur’a gönderenleriz. Suçlarımızı Tanrı’nın omuzlarına yükler , yontulmuş hazlarımızın karşısında biteviye eğiliriz. En çok dünyanın gazabı korkutur bizi.
Biz tahammülü bitmişleriz. Zoru sevmeyiz, erdemleri film karelerinde görür, onları hayatımıza karıştırmayız.
Biz ilkesizliğe değişim diyerek sermayesini yağmalattıranlarız. Duvarlarımızdaki çiniyi söküp plastik olanıyla değiştiririz.
Biz bugünü yüceltmek için düne sövmekten çekinmeyiz. Çıkarımız varsa kadir kıymet bilmekten dem vururuz. Kimse bizden yol arkadaşlı beklemez. Yolumuzu bulma dersinden yolda kalmışları görmezden geliriz. Yolsuzluğun cazibesi, yola gelmemizi engeller. Azığımızın yetersizliği, uzun yola çıkmamıza manidir. Gün kurtarılmışsa amaca ulaşmışızdır.
Biz müflis tüccarlarız. Gölgelendiği ağacı sahiplenmeye çalışır ve kervanı kaçırırız. Biz uykuyla uyanıklığı karıştıracak kadar şuur yoksunuyuz. Hak bildiği yolda kendinden geçmeyi ahmaklık olarak görür, kendini örtme yolunda ne kadar maharetli olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız.
Biz elle geleni, sorgusuz sualsiz bayram olarak görenleriz. Başkalarıyla birlikte yanıyorsak bundan keyif bile alabiliriz.
Biz bir fenalık gördüğümüzde önce oradan elimizi çeker, sonra susar, daha sonra buradan nasıl nasiplenirim diye düşünürüz. Düşmüş bir insanın bizi ne kadar yükselteceğini ölçme konusunda ince hesaplar uzmanıyız.
Biz, karnını doyurmak için haysiyetini pazara çıkaranlarız. Göbeğimizi büyütüp ensemizi kalınlaştırdıkça, dünyadaki konumumuzun daha da sağlamlaşacağını düşünürüz. Yığdıkça dünya metaını, onun başını beklemekten düş kurmaya vakit bulamayız.
Biz ehli dünya, biz kafası karışıklar…
Biz kafası karışıklarız. Ölümü göz ardı ederek, inşa ettiği piramidin son taşını koymaya çalışan firavunlar… Gösterişli kabir meraklıları…
Biz Musa’yı Tur’a gönderenleriz. Suçlarımızı Tanrı’nın omuzlarına yükler , yontulmuş hazlarımızın karşısında biteviye eğiliriz. En çok dünyanın gazabı korkutur bizi.
Biz tahammülü bitmişleriz. Zoru sevmeyiz, erdemleri film karelerinde görür, onları hayatımıza karıştırmayız.
Biz ilkesizliğe değişim diyerek sermayesini yağmalattıranlarız. Duvarlarımızdaki çiniyi söküp plastik olanıyla değiştiririz.
Biz bugünü yüceltmek için düne sövmekten çekinmeyiz. Çıkarımız varsa kadir kıymet bilmekten dem vururuz. Kimse bizden yol arkadaşlı beklemez. Yolumuzu bulma dersinden yolda kalmışları görmezden geliriz. Yolsuzluğun cazibesi, yola gelmemizi engeller. Azığımızın yetersizliği, uzun yola çıkmamıza manidir. Gün kurtarılmışsa amaca ulaşmışızdır.
Biz müflis tüccarlarız. Gölgelendiği ağacı sahiplenmeye çalışır ve kervanı kaçırırız. Biz uykuyla uyanıklığı karıştıracak kadar şuur yoksunuyuz. Hak bildiği yolda kendinden geçmeyi ahmaklık olarak görür, kendini örtme yolunda ne kadar maharetli olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız.
Biz elle geleni, sorgusuz sualsiz bayram olarak görenleriz. Başkalarıyla birlikte yanıyorsak bundan keyif bile alabiliriz.
Biz bir fenalık gördüğümüzde önce oradan elimizi çeker, sonra susar, daha sonra buradan nasıl nasiplenirim diye düşünürüz. Düşmüş bir insanın bizi ne kadar yükselteceğini ölçme konusunda ince hesaplar uzmanıyız.
Biz, karnını doyurmak için haysiyetini pazara çıkaranlarız. Göbeğimizi büyütüp ensemizi kalınlaştırdıkça, dünyadaki konumumuzun daha da sağlamlaşacağını düşünürüz. Yığdıkça dünya metaını, onun başını beklemekten düş kurmaya vakit bulamayız.
Biz ehli dünya, biz kafası karışıklar…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)