20 Aralık 2009 Pazar

YAĞMURU AĞLAYANLAR TANIR

Ağlamak dokunaklı bir sözcük. Gizemli ve asil. Ucuz ağlamaklarda bile bizi bir tarafımızdan yakalayan tanımsız bir el var. Âdem yaptığı anlamlı hatanın nihayetinde sevgiliden uzağa düşmenin ıstırabını, özlemini gözyaşlarıyla dile getirdi. Ferhat sevgili uğruna dağları delerken alnından akan ter gözyaşına karışıyordu. Yunusu divane yapıp gezdiren şey ağlamayı öğretmek amaçlı bir yolculuktu. Ya Mecnun? O bir ağlama abidesi. Ağlayarak erimek ve akmak sevgiliye doğru ve yok olmak aşk deryasında. Ya âlemlerin sevgilisi? Onu sevenler, onun uğrunda gözyaşı dökerken bilir miydik ki onun döktüğü inci taneleri adına toprak yeşerir, ona benzemek adına yağmurlar yağar, o ağladı diye hayat sudan fışkırır. O ağladı diye aşk anlam kazanır. Ve o ağladı diye merhamet kapıları ardına dek açıktır. O ağladı diye bütün masumlar dünyaya ağlayarak gelir. Bulut ağlar, pınar ağlar. Ve göz pınarı kurursa çatlar yüreğimiz kapkatı kesilir dünya, ardından ağlayanı da olmaz. “Kıyamet nedir?” sorusunun cevabını bulduk o zaman. Kıyamet gözyaşının bitmesidir. Bulut ağlamasa çiçek olur muydu? Çiçek buluta gülmese, bulut mutluluk gözyaşı döker miydi? Irmak başını taştan taşa vurup ağlamasa, deli divane olmasa deniz ona kucağını açar mıydı? Bebek ağlamasa anne merhamet gülücükleriyle onu bağrına basar mıydı? Ona gözyaşı olsun diye cennet ırmaklarını sunar mıydı? Bulut ağladı, ırmak ağladı, çiçek ve çocuk ağladı. Ve en sevgili ağladı. Cennetin kapısı gözyaşı kilidiyle açıldı. Ve cehennemin devasa alevleri gözyaşı deryasında boğuldu. Gözyaşı öyle bir şarkıydı ki bütün melekler onu söyleyenlere eşlik etti.
Gözyaşından önce yüreğimiz kabarır, kabına sığmaz ve taşmak ister, rahmet taşıyan yüklü bulutlar gibi. Çiçek şöleni olsun diye yüreğimizi şımartmışızdır artık. Gül çağrısına karşı hangi bülbül dayanabilir ki? Yeryüzünü sarsan gözyaşı koşusu başlamıştır. Yürek dinginleşip eriyene dek, gül en güzel renk armonisini yakalayana dek ve güneşin önü açılana dek ve kavuşana dek ağlamak ağlamak ağlamak ağlamak… Ağladıktan sonra tohum toprağa düşer, düşünmekle kabuk çatlar, doldukça toprak kabarır, gözyaşı pınarından sulanır fidanlar ve ilahi mesleği hasat eder ağlayanlar. Bu hasat merhamettir. Ancak ağlayanlar anlar bu hasadın mucizevî boyutunu. Tıpkı ay yarılması gibi konuşan çakıl taşları gibi.
Gülmek düşmandır ağlamaya. Ama hep gülmek diyoruz. Hava hep açık olsun diyenler rahmeti anlamayanlardır. Gözyaşı cennet, tebessüm cennet döşeği, kahkaha uçurum. Bu küçük gözyaşı gezintisine son noktayı bir damla gözyaşınızla siz koyun.

0 yorum:

Yorum Gönder