7 Ekim 2009 Çarşamba

BİZ ZAVALLILAR…

“Çocukluktan sıkılır, büyümek için acele ederler. Sonra çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirir; sonra onu geri almak için para harcarlar.
Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar; hiç yaşamamış gibi ölürler.”
İnsanoğlunun tuhaf halleri üzerine Platon(Eflatun) un tespitleri bunlar. Biz de kendimizi akıllı varlıklar olarak niteliyoruz. Platon’un tespitlerinin hangi birini, benden uzak diyerek dışarıda tutabiliriz? “Muhakkak ki insanoğlu hüsrandadır.” İlahi gerçeğinin adeta delili bu cümleler. İnsanoğlu aslında acınacak bir varlık. Umulur ki acınan ve elinden tutulanlardan oluruz.
Yukarıdaki tespitler bende, bir anda kendini çölün ortasında bulmuş, ne yapacağını bilemeyen, şaşkınlığını üzerinden atamadığı için akıllıca işler yapamayan bir “zavallı” çağrışımı yaptı.
Dünya çölüne doğan her insan kocaman bir zavallıdır. Zavallıysan, şaşkınsan akıllıca işler yapamıyorsun. Sağa sola koşuşturuyorsun. Dünyaya düşmüş diğer canlıların ve nesnelerin de etkisiyle ne bulursan sahipleniyor, en güvenli konumu tutmaya çalışıyorsun. Çevrendeki çoğunluk da senin yaşadıkları ve yaptıklarını icra ettiği için onlarla yarışa kalkışıyorsun. Koşmaktan, koşuşturmaktan, yığmaktan, güvenlik duvarlarını kalınlaştırmaktan bir türlü durup düşünemiyorsun. “Durup düşünmek” dur ve düşün. Önce dur. Sonra düşün.
İnsanoğlu vahiy yoluyla durdurulup, düşündürülür. İnsanoğlu tüm zavallılığıyla dünyaya doğru hızını artırarak koşuyor, koşuyor… Derken tepesi üstü çakılmasın diye durduruluyor ve düşündürülüyor.
Son vahiyle birlikte durduk, düşündük ve yeniden hızımızı artırdık. Üç kuruşluk aklımız hız tuzağının cenderesinde. Dur, düşün, idrak et ve teslim ol. Bir karınca kadar yavaş ve ilkeli yaşa. Dağlar kadar oturaklı…

0 yorum:

Yorum Gönder