Zamanın törpüsünün işlemediği cevherlerden biri de hikmet bilgisidir. Tarihin içine uzanıp herhangi bir çağın kapısını araladığınızda, daha yeni söylenmiş hissi veren sözlerle karşılaşırsınız. Aynı sözleri bugüne ve yarına da hiç şüphe duymadan yakıştırırsınız. Her devrin kapısını açan bir anahtardır hikmet sözleri.
Molla Camii’nin Baharistan’ı 15. yüzyıldan başlayan yolculuğuyla günümüze gelene kadar geçtiği tüm zamanları rehabilite ederek zamana meydan okumaya devam ediyor. Bahar ülkesinin şifreleri sözcüklerle nakşoluyor kalp coğrafyasına.
“Güç kullanmayı adet edinen kişi idaresi altındakilerin tekmelemesiyle ölür.
Ey gönül! Nükte bilenlerden kulağımda kalmış olan şu güzel nükteyi, dinle benden. Merhametsizlik kılıcını çeken kişi, merhametsizlerin kılıcıyla ölür.”
Tarihin yazgısı böyle, zulüm çokça tutunsa da zamana yerle bir olmak kaderinden kaçamıyor.
“Günler, ömür sayfasıdır. Onlara en iyi davranışları ve eserleri yazınız.” Ne güzel sembolize etmiş Molla Camii. Ömür, temiz sayfalardan oluşan bir defterdir. Elinde kalem tutan ise sensin. Bu deftere en güzel eylemlerine ve eserlerini yaz. Defterin son sayfası yazıldığında bu defter aranan bir defter olsun.
“Bilgisiz kişiler gibi malla gururlanma. Çünkü mal hareket eden bulut gibidir.
Hareket eden bulut, mücevher yağdırsa da akıllı insan ona bağlanmaz.” Çoğumuz zamanın geçiciliğini ve giderek eksildiğimize imanını söyler dururuz. Fakat bu sözü bir alışkanlığa dönüştürdüğümüz için mi söyler dururuz, yoksa bunun gereğini yerine getirir ve dilimizle de ikrar mı ederiz? Bu ince çizgi insanı değerli veya değersiz kılar.
“Senin için kaçınılmaz olan ilme yönel ve sana gerekli olmayanla ilgilenme. Mutlak gerekli olan ilmi elde ettiğinde de onun gereğince davranmaktan başka bir isteğin olmasın.”
Hakikat bilgisinin dünyevilik çağında, nesnel bir karşılığı olmadığı için olsa gerek epey uzağına düşmüşüz. Bu nedenle hafızamız bilgi çöplüğüne dönmüş. Dilimizden çıkan onca kelime yoğunluğunu tarttığımızda pek de değer ifade etmediğini görüyoruz. Hakikat bilgimiz eylem karşılığıyla vücut buluyorsa bir değer ifade ediyor. Eylem olarak karşılığı olmayan bilgi şuur bulanıklığı doğurmaktan başka bir işe yaramıyor.
Eskimeyen sözlerin ve eserlerin yeniden hayat bulduğu iklimlere yol açmak biraz da çağın dayatmalarına tavır almakla mümkün. Nesne ve kavram çokluğunun insanın felahına mı, yoksa mahvına mı neden olduğunu düşünerek kendimize bir kapı aralayabiliriz. Zamanı aşan sözlere meyletmememiz işimizi kolaylaştıracaktır.
0 yorum:
Yorum Gönder