
Tanzimat dönemi Türk tarihi içerisinde özel bir yer teşkil eder. Bu dönemde Osmanlı imparatorluğu Batıdaki atılımlar karşısında afallamış, düşüncede ve eylemde ne yapılması gerektiği konusunda doğru bir yol haritası çizememiştir. Devrin aydınları tüm donanımlarına rağmen zihin bulanıklığından bir türlü kurtulamamış, ortak bir kurtuluş reçetesinde uzlaşamamışlardır.
Osmanlı aydınları Doğu-Batı ikilemi içerisinde, Batı düşünme ve yaşama biçimine daha yakın bir yerde durmuşlar, orada olan biteni Osmanlı bünyesine monte etmeye çalışmışlardır. Bu koşular içerisinde ilk özel gazete Tercüman-ı Ahval 1860 yılında yayımlanmıştır. 1860’tan günümüze Türk basını çok hızlı bir gelişim göstermiştir. İmparatorluktan cumhuriyete geçiş sürecinde gazeteler toplumsal hayatımızın biçimlenmesinde en büyük faktör olmuştur.
Günümüzde görsel boyutla da desteklenen ve medya kavramıyla ifade edilen gazetecilik bir sektöre dönüşmüş, devlet yönetiminde, toplum biçimlenmesinde dördüncü kuvvet olarak yerini almıştır. Farklı düşünme biçimlerine fikri, edebi tartışmalara gazete ve televizyonlar odaklık etmektedir. Medya sektörünün medya dışındaki alanlara da el atması, asli vazifesinin dışında hareket alanları oluşturması medyayı tartışılır hale getirmiştir. Medyanın çıkar kavgalarıyla anılması, gazetecilerin kirli ilişkiler ve hesaplaşmalar içinde olması; yazının, düşüncenin ve kalemin saygınlığını zedelemektedir. Ahlaktan uzaklaştırılmış kalem toplumu fesada uğratmaktan başka bir işe yaramaz. Bu noktada basın ahlakının yeniden oluşturulması tartışılmalı, güven duyulan saygın medya için ciddi girişimler yapılmalıdır.
Bugün gazeteciliğimiz profesyonellik dönemini yaşıyor. Tanzimat dönemi gazeteciliği ise bugünle kıyaslandığında oldukça amatör kalıyor. Oysa ilkeler bazında baktığımızda Tanzimat ruhunun bugünden çok daha nitelikli olduğunu görüyoruz. Tanzimat sanatçılarından Ali Suavi’nin gazeteciliğe bakışına bir göz atalım:’Bir devlet ve milletin ihyası gazetelerle olur. Çünkü herkes başkasına zarar vermeyecek görüşünü ve malumatını gazeteye yazıp bastıracağından, ulemanın görüşleri ve bazı kişilerin yeni sözleri herkese bildirilir. Muhtaç veya mazlumların halleri ilan olunup herkesin gayret ve yardımı toplanır. İşte bu sebepten, gazetesi çok olan memleketlerde bir şey gizli tutulmaz. İlim kimseden esirgenmez. Muhtaçlar pek zarurette kalmaz.
Gazeteler devlet ve milletin iç işlerini, günlük meselelerini ve ecnebilerin niyet, adet, sır ve hazırlıklarını yazıp neşreder. Bu cihetle meydana gelen ve gelecek olan hallere herkes aşina olup ona göre hareket eder.
Güzel edepler, iyi haller devlet ve millet hakkında memurların icra ettikleri kanuna uygun hizmetler basılır. Bundan herkes ders alır ve ferahlar. Ve çirkin huylar, fena haller ve devlet ile millet hakkındaki hıyanetlikler kınanmak için açıkça ortaya konur. Herkes bundan iğrenir ve ibret alır. Bir kimse başkasından zulüm görse gazeteye basılır, zalimle mazlumun kıssası adalet ve insafa muhalif bir iş olduğu için sıradan ve seçkin insanların kulağına ulaşır. Ve herkes ayıplaya ayıplaya hükümet dahi duyup zalimle mazlum muhakemeye zorlanır. Ve bu vasıta ile davaları kanunca görülür, hak yerini bulur.’
Bugünün gazetecilik anlayışıyla bu düşünceleri yan yana koyduğumuzda Ali Suavi’nin düşüncelerinin içtenliğine ve doğruluğuna şahitlik ediyoruz.
Ulusal medyanın yanında bir de yerel gazeteciliğimiz var. Ali Suavi’nin belirttiği samimiyete, yerel gazeteler bence daha yakın duruyorlar. Çünkü geri planda büyük çıkar hesapları yok. Toplum yararı esas alınıyor. Aksaklıkların giderilmesi için onları ifşa ediyor. İyilikleri, güzellikleri alkışlıyor. Büyük hesaplar adına toplumun zihnini bulandırmıyor yerel gazeteler.
Zor koşullarda tutunmaya çalışan, iyiliği alkışlayıp kötülükten sakındıran kalemlerin ve gazetelerin yolu açık olsun. Kalemin ve mürekkebin kutsallığına ihanet etmeyen vicdan sahibi, ilkeli,sorumluluk bilinci yüksek,hesap gününü aklından çıkarmayan tüm kalemlere selam olsun.
Osmanlı aydınları Doğu-Batı ikilemi içerisinde, Batı düşünme ve yaşama biçimine daha yakın bir yerde durmuşlar, orada olan biteni Osmanlı bünyesine monte etmeye çalışmışlardır. Bu koşular içerisinde ilk özel gazete Tercüman-ı Ahval 1860 yılında yayımlanmıştır. 1860’tan günümüze Türk basını çok hızlı bir gelişim göstermiştir. İmparatorluktan cumhuriyete geçiş sürecinde gazeteler toplumsal hayatımızın biçimlenmesinde en büyük faktör olmuştur.
Günümüzde görsel boyutla da desteklenen ve medya kavramıyla ifade edilen gazetecilik bir sektöre dönüşmüş, devlet yönetiminde, toplum biçimlenmesinde dördüncü kuvvet olarak yerini almıştır. Farklı düşünme biçimlerine fikri, edebi tartışmalara gazete ve televizyonlar odaklık etmektedir. Medya sektörünün medya dışındaki alanlara da el atması, asli vazifesinin dışında hareket alanları oluşturması medyayı tartışılır hale getirmiştir. Medyanın çıkar kavgalarıyla anılması, gazetecilerin kirli ilişkiler ve hesaplaşmalar içinde olması; yazının, düşüncenin ve kalemin saygınlığını zedelemektedir. Ahlaktan uzaklaştırılmış kalem toplumu fesada uğratmaktan başka bir işe yaramaz. Bu noktada basın ahlakının yeniden oluşturulması tartışılmalı, güven duyulan saygın medya için ciddi girişimler yapılmalıdır.
Bugün gazeteciliğimiz profesyonellik dönemini yaşıyor. Tanzimat dönemi gazeteciliği ise bugünle kıyaslandığında oldukça amatör kalıyor. Oysa ilkeler bazında baktığımızda Tanzimat ruhunun bugünden çok daha nitelikli olduğunu görüyoruz. Tanzimat sanatçılarından Ali Suavi’nin gazeteciliğe bakışına bir göz atalım:’Bir devlet ve milletin ihyası gazetelerle olur. Çünkü herkes başkasına zarar vermeyecek görüşünü ve malumatını gazeteye yazıp bastıracağından, ulemanın görüşleri ve bazı kişilerin yeni sözleri herkese bildirilir. Muhtaç veya mazlumların halleri ilan olunup herkesin gayret ve yardımı toplanır. İşte bu sebepten, gazetesi çok olan memleketlerde bir şey gizli tutulmaz. İlim kimseden esirgenmez. Muhtaçlar pek zarurette kalmaz.
Gazeteler devlet ve milletin iç işlerini, günlük meselelerini ve ecnebilerin niyet, adet, sır ve hazırlıklarını yazıp neşreder. Bu cihetle meydana gelen ve gelecek olan hallere herkes aşina olup ona göre hareket eder.
Güzel edepler, iyi haller devlet ve millet hakkında memurların icra ettikleri kanuna uygun hizmetler basılır. Bundan herkes ders alır ve ferahlar. Ve çirkin huylar, fena haller ve devlet ile millet hakkındaki hıyanetlikler kınanmak için açıkça ortaya konur. Herkes bundan iğrenir ve ibret alır. Bir kimse başkasından zulüm görse gazeteye basılır, zalimle mazlumun kıssası adalet ve insafa muhalif bir iş olduğu için sıradan ve seçkin insanların kulağına ulaşır. Ve herkes ayıplaya ayıplaya hükümet dahi duyup zalimle mazlum muhakemeye zorlanır. Ve bu vasıta ile davaları kanunca görülür, hak yerini bulur.’
Bugünün gazetecilik anlayışıyla bu düşünceleri yan yana koyduğumuzda Ali Suavi’nin düşüncelerinin içtenliğine ve doğruluğuna şahitlik ediyoruz.
Ulusal medyanın yanında bir de yerel gazeteciliğimiz var. Ali Suavi’nin belirttiği samimiyete, yerel gazeteler bence daha yakın duruyorlar. Çünkü geri planda büyük çıkar hesapları yok. Toplum yararı esas alınıyor. Aksaklıkların giderilmesi için onları ifşa ediyor. İyilikleri, güzellikleri alkışlıyor. Büyük hesaplar adına toplumun zihnini bulandırmıyor yerel gazeteler.
Zor koşullarda tutunmaya çalışan, iyiliği alkışlayıp kötülükten sakındıran kalemlerin ve gazetelerin yolu açık olsun. Kalemin ve mürekkebin kutsallığına ihanet etmeyen vicdan sahibi, ilkeli,sorumluluk bilinci yüksek,hesap gününü aklından çıkarmayan tüm kalemlere selam olsun.
0 yorum:
Yorum Gönder